Herkes zaferi ister.
Parayı, kadını, gücü, prestiji istersin…
Normal.
Ama çok azı savaşın zorluğuna razıdır.
Öyleleri de savaşmaktan zevk alır.
Çünkü farketmiş olur, sürekli huzuru o getirir.
Gerçek erkekliği oluşturan şey, sonucu değil sonuca götüren her zorluğun içindeki savaşları sevmektir.
Dolayısıyla başarıya onlar daha kolay ulaşır.
Erken kalkıp antrenmana gitmek,
5 yıl boyunca yatırım yapıp sonunda sıfırdan bir şey kurmak,
Seni terk eden kadından sonra bile dik durmak…
Bu “ara savaşlardaki galibiyetler”, seni inşa eder.
Ve sen bu savaşlara her gün gülerek girebiliyorsan, zafer zaten kaçınılmazdır.
Ama eğer sadece “ana” sonucu bekliyorsan, pes etmen an meselesidir.
Motivasyonu gider, yorgun hissedersin, araya başka şeyler gider ve yok olur.
Neyi istediğini bile hatırlamazsın.
Çünkü süreç acıtır.
Ve acıya dayanmak için sadece bir şeye aşık olman gerekir: SAVAŞMAYA.
Savaşmaktan zevk almayı öğren.
Evet öğrenilen birşey.
Çünkü savaş, seni canlı tutar.
Sonuç ise sadece ödüldür.
Ama savaşlar…
seni tanımlar.
Zaten ara savaşlarda ödül getirir
Birikince büyük ödülden daha fazla ödül getirir.
Alfa o yüzden erkek nihayi sonuca odaklanmaz.
O, savaşta doğar, savaşta yaşar, savaşta kazanır.
Elinin altındaki yakın savaşları çöze çöze kendi alanını inşa eder.
Arif ol.