* sözde 'kadın hakları' üzerinden çerçeve açıklamasıyla
'Eğer bir şey sana veriliyorsa, senden geri de alınabilir.'
Eğer bir şey geri alınabiliyorsa, o bir "hak" değil, bir "izin" veya "ayrıcalıktır".
Bu izin, gücü elinde bulunduran otoritenin zor kullanma yetkisine dayanır.
Erkekler, toplu halde şiddet uygulama ve organize olma konusunda biyolojik ve tarihsel bir üstünlüğe sahiptir.
Yani birleşip güç kullanarak haklarını alabilir veya mevcut düzeni değiştirebilirler. (tarihteki devrim dönemlerindeki gibi)
Tarihte KADINLARIN BİRLEŞİP fiziksel güç kullanarak erkeklerden ZORLA hak aldığı bir örnek ise YOK.
Bu nedenle kadınlar, haklara sahip olmak için her zaman erkeklerin "kolektif gücüne" ve "iyi niyetine" başvurmak zorundadır.
Kadın hakları, doğuştan gelen şeyler değil, erkeklerin (veya toplumun) onlara vermeyi "tercih ettiği" izinlerdir.
Çerçevenin geldiği noktadan anladığın gibi;
Bir şeyin "hak" olabilmesi için onun doğuştan, 'geri alınamaz' ve dış faktörlerden bağımsız olması gerekir.
Kadın hakları ise VERİLMİŞ bir haktır.
Ve erkeklerin haklarından / kazanımlarından azaltılarak verilmiş bir haktır.
Yani - hiçbir 'hak' gökten zembille inmemiştir; gücü elinde tutanların, şimdilik "böyle olmasını tercih etmesi" sayesinde vardır.
Kadınların anlaması gereken acı gerçek şudur:
Modern anlamda 'medeniyet', artık erkeklerin biyolojik kapasitelerini (zorbalık/şiddet) dizginleyip, bunu kadınların lehine bir koruma kalkanına dönüştürme tercihi.
Eğer bunu sağlayan erkekler bir gün bu 'kibarlığı' ve 'koruyuculuğu' sürdürmemeyi tercih ederse, kadınların sığınabileceği hiçbir 'evrensel hak' geriye kalmaz.
Bu yüzden, bu hakları bir düşmanlık aracı olarak değil, 'medeniyetin' kırılgan bir hediyesi olarak görmek ve bu hediyeyi veren iradeyle çatışmak yerine uyumlanmak rasyonel olandır.
Medeniyetin perdesi kalktığında veya büyük bir kriz anında (savaş, çöküş), 'haklar' buharlaşır ve geriye sadece 'Güç Doktrini' kalır.
Güvenliğiniz bir illüzyon olan 'feminizim' değil, erkeklerin sürekli yenilediği bu sözleşmedir.